
Eski Türkçede ‘’muvazene’’ olan denge, bir başka deyişle, bir insanın ya da bir nesnenin devrilmeden, dikey durma durumudur. Yaşamımız da bir dengeden ibarettir. Bizler 60’a yakın elementi içinde barındıran varlıklarız, herhangi bir tanesinin azlığı veya çokluğu hastalıklara yol açıyor. Yine DNA’mızda bulunan kromozomların çok değil, bir eksiği ya da bir fazlası da genetik bir hastalıktır.

Bu denli hassas bir terazide olan bizler, işler duygularımıza geldiğinde bocalayabiliyor, dengeyi sağlayamayabiliyoruz. Eski ama çok değerli bir alıntıda bahsedildiği gibi;
Çok gülen bir insan uzun süre devam ederse gözünden yaş gelir. Yine çok ağlayan bir insanın bir süre sonra sinirden güldüğünü görürüz. Haddini aşan her duygu zıddına dönüşebilir. Her zaman dengede olacağız diye bir şey yoktur. Öyle olsa, ne doğrusu olurdu dünyanın ne de yanlışı.
Hepimiz bir ipte yürümeye çalışan cambazlarız. Sendeleyebilir ve hatta düşebiliriz. Dengemizi bulmak için her zaman kollarımızdan destek almayız, bazen de sevdiklerimizden alırız o desteği.

Mesela bir tahterevallide hayal edelim kendimizi; çocukluğumuzun belki de en keyifli oyunu, üstelik sadece çocukların değil biz yetişkinlerin de hala en keyif aldığı oyun. Bize güven kelimesinin anlamını da düşündüren bir oyun; karşımızda biri varken yükselip alçaldığımız, zaman zaman da denge de kaldığımız dengeyi sağlamaya çalıştığımız bir araç. Hayatı da, hayatımıza kattıklarımızı da buna benzetiyorum. Karşımızdaki oyun arkadaşımıza güvenimiz düşmeyi ve düşme korkusunu önlüyor. Düşüşler kadar kalkışların da mümkün olduğunu söyledik ama dengede kalmak kafi.

Bir buçuk ay önce akciğer kanserinden kaybettiğimiz oyuncu ve sunucu Billur Kalkavan bir röportajında, akciğerin alma verme dengesiyle bir ilişkisi olduğunu, bizim hep bir şeyler vermeye çalıştığımızı, bize sunulanı da almayıp kibir yaptığımızı dile getiriyor ama o almanın da tadına vardığına, vermek kadar zevkli olduğuna değiniyor.
‘’Alma verme dengesini kaybetmişim ben, hayatta bir sürü şeye çok öfkelenmişim, çok kızmışım, çok üzülmüşüm, birçok şeyi içselleştirmişim. Çok duygusalım ama duyarlı olmakla duygusal olmak arasında da bir denge var. Dengeyi hep kaçırmışım ben.’’ Bizden tek ricası, hayatta hiçbir şeyin dengesini kaçırmamak, zira denge bozuldu mu bir yerden çıkıverir diyor.
Burada kendime bir öz eleştiri yapacak olursam; ben de duygusal biriyim ve çok sık empati kurarım. Ama fark ettim ki yaptığım empati değil, empatlık. Yani, benim de dengeyi kaçırdığım zamanlar oluyor ve ben de hepiniz gibi dengede kalmaya çalışıyorum. Her gün biraz daha farkında, her gün biraz daha bilinçle düzlüğe çıkıyorum.
Size de dengede kalıp denginizi bulmanızı temenni ediyorum.







Bir yanıt yazın